Antalya, antik
bölgelerden
Kilikya'nın batı
kesimini,
Pamfilya'nın
güneydoğu ucunu ve
doğu Likya'yı içine
almaktadır. Antalya
Türkiye'de bugüne
kadar bilinen en
eski yerleşmelerin
bulunduğu en önde
gelen illerden
biridir. Antalya'ya
20 km uzaklıkta ve
Toroslar'ın
Akdeniz'e bakan
yamaçlarında yer
alan Karain
Mağarası'nda yapılan
kazılarda Antalya
ilinde Paleolitik
yerleşmenin
varlığını ortaya
çıkartmış ve
bölgenin tarihini
M.Ö. 220 bin yılına
kadar indirmiştir.
Bölgenin en önemli
Prehistorik
buluntularını içeren
Karain mağarası
Paleolitik ve
Neolitik, Beldibi
Mağarası da
Mezolitik çağdan
veriler sunarken,
Bademağacı
Höyüğü'nde son
kazılarda Cilalı taş
çağı yerleşimlerine
ve buluntuları ve
yanısıra insanın
yerleşik hayata
geçişinin ilk
izlerine rastlanır.
Bunlara Karataş,
Semahöyük'te yapılan
kazılarla elde
edilen Erken Tunç
Çağı bulguları da
eklenince, bölgede
Paleolitik çağdan
zamanımıza kadar
kesintisiz bir
uygarlığın varlığı
belirlenir.
Antalya Bölgesi'nin
erken tarihi, son
buluntulardan önce
karanlıktı.
Hititlerin çivi
yazılı belgelerinde,
adı geçen Ahhiyava
ve Arzava
ülkelerinin Pamfilya
olduğu bilim
çevrelerinde artık
daha yüksek sesle
ileri sürülmektedir.
Son araştırmalar ve
buluntuların
yorumlanmasıyla
karanlık diye
bilinen bu dönem de
aydınlanmaya
başlamıştır.
Konya'nın
Yalburt'unda bir
Hitit Hieroglafinde
Patara'nın "Pataf"
biçiminde geçmesi bu
aydınlanmayı
güçlendiren
buluntulardır.
Bıradan anlaşılan,
Hititler, "Lukka
Ülkesi" diye
adlandırdıkları
Akdeniz sahiline
kadar uzanmıştır.
M.Ö. 14. ve 13.
yüzyıllar, Miken
kolonistlerinin en
faal oldukları
dönemlerdir.
Anadolu'nün batı ve
güney bölgelerinde
özellikle Mersin,
Tarsus'ta bazı
yerleşmeler olduğu
halde, Antalya' da
henüz Miken
kalıntılarına
rastlanmamıştır.
Aspendos
TiyatrosuHitit
İmpratorluğunun
yıkılmasının sebebi
olan Deniz kavimleri
göçü sırasında bir
kısım Akalıların bu
bölgeye göç
ettiklerinden Grek
efsanelerinde söz
edilir. Truva
Savaşları'ndan sonra
bazı Aka boyları,
Amphilokhos, Kalkhas
ve Mopsos'un
idaresinde
Pamfilya'ya
geldikleri; Perge,
Sillyon, Aspendos ve
Selge'yi kurdukları
söylenmekle birlikte
son bilimsel veriler
bu kentleri yörenin
yerli halkının
kurduğunu
göstermektedir. Bu
Perge'nin Parha,
Aspendos'un Estvedüs,
Selge'nin Estlegiis,
Silyon'un Selyuüs
adlarından da
bellidir.
Antalya sınırları
içinde yerleşen
Likyalı'ların
kökenleri
tartışılmakla
birlikte, Hitit ve
Mısır kaynaklarında
(M.Ö. 2000) Lukki
veya Lukka adlı bir
kavimden
bahsedilmektedir. Bu
kavim, kendilerini "Termili"
olarak adlandıran
Akdeniz
kıyılarımızdaki
güçlü komşuları
Luvilere
akrabalıkları ile
bilinen Likya
ulusundan başkası
değildir.
İlk yerleşme
hareketleri M.Ö. 7.
ve 8. yüzyıllarda
Akdeniz kıyılarında
başlamıştır.
Özellikle Batı
Anadolu ve
Yunanistan'da bazı
koloniler bu
harekette önderlik
ederek, bazı
kentleri
egemenlikleri altına
almışlar veya yeni
kentler
kurmuşlardır.
Antalya'nın ilk
surlarının II.
Attalos zamanında
inşa edildiği
bilinmektedir. M.S.
130 yılında Roma
imparatoru
Hadriyanus, Antalya
seferi sırasında "Hadriyanus
Kapısı"nı yaptırmış,
surların doğu
bölümünü de
onarttırmıştır.
Doğu Roma Egemenliği
[değiştir]Hıristiyanlığın
Anadolu'da hızla
yayıldığı M.S. 5.-7.
yüzyıllar boyunca
Pamfilya ve Likya,
Doğu Roma eyaleti
olarak önemlerini
korumuşlar, hatta
M.S. 2. yüzyıldaki
parlak çağlarına
yaklaşır derecede,
imar görmüşlerdir.
7. yüzyılın
ortalarında
Arapların sürekli
yağma ve saldırıları
her iki bölgeyi
büyük ölçüde zarara
sokmuş, bu duruma
engel olmak isteyen
Doğu Romalılar,
bölgeyi korumak
amacıyla özel bir
donanma
kurmuşlardır. Roma
İmparatorluğu'nun
bölgeye kesinlikle
egemen olmasından
sonra, stratejik
yerler veya
kentlerin bazıları,
ufak keşişlikler
halinde Doğu Roma
Egemenliği sırasında
yaşamalarını
sürdürmüşlerdir.
Ayrıca, Rodos,
Venedik, Ceneviz
korsanlarının
talanları, Kıbrıs
Krallarının
saldırıları ve Haçlı
seferi sırasındaki
yağmalar, bölgenin
ekonomik gücü kadar
kentleri de
yıpratmıştır. Bu
sırada özellikle
Rodos ve
Cenevizliler koruma
ve saldırma için,
uygun kıyılarda
üsler kurmuşlardır.
Antalya, Batı
Akdeniz kıyısında
stratejik konumuyla
önemli bir liman
şehridir. Bu
özelliğinden dolayı,
kurulduğu tarihten
başlayarak sürekli
istilalara maruz
kalmıştır.
Selçuklu Dönemi
[değiştir]Antalya'nın
İlk Selçuklu sultanı
I. Rüknettin
Süleyman Şah
zamanında da
(1076-1086) Türkler
tarafından
fethedildiği ve 1096
yılında başlayan
Haçlı seferine kadar
Türklerin elinde
kaldığı
bilinmektedir. I.İzzeddin
Mesud zamanında
(16-1155) da
Selçuklulara geçen
şehir, 1120'de
Bizanslılar
tarafından geri
alınmıştır.
Karayolu ticaretini
geliştirmeye çalışan
Selçukluların en
önemli hedeflerinden
biri Akdeniz
ticaretini ele
geçirmekti.
Stratejik öneminin
yanı sıra, ticari
açıdan Anadolu'yu
diğer Akdeniz
ülkelerine bağlayan
bir liman olması
nedeniyle de
Antalya'nın alınması
gerekiyordu. Mısır
ve Suriye'den gelen
tacirler, Anadolu'ya
geçiş yolu
Antalya'yı
kullanıyordu.
Nitekim, 1182
yılında Selçuklu
sultanı II. Kılıç
Arslan (1115-1192)
Antalya'yı kuşatmış,
fakat alamamıştır.
Latinler'in 1191
yılında Kıbrıs'a
yerleşmelerinden
sonra, Antalya'ya
gelen tacirlerin
malları çalınmaya
başlamıştır. Bunun
üzerine Selçuklu
sultanı I.
Gıyaseddin Keyhüsrev,
ikinci sultanlığı
sırasında
(1205-1211)
Antalya'nın fethine
karar verir. 5 Mart
1207 de Sultan,
yerli halkın da
yardımıyla şehri iki
aylık kuşatmadan
sonra fethetmiştir.
Bunun üzerine
Antalya'ya kadı,
imam, hatip ve
müezzinlerin tayin
edildiği; mihrap ile
minber konduğu, kale
ve burçların
onarılıp silahla,
erzakla doldurulduğu
belirtilmektedir.
Böylelikle
Selçuklular'a
Akdeniz yolu
açılmış; Antalya,
Avrupa ve Mısır'la
yapılan ticaretin
merkezi olmanın yanı
sıra, Selçuklu
donanmasının üssü
haline gelmiştir.
1212 yılında,
Antalya'nın yerli
halkı isyan ederek
yöneticileri
öldürmüştür. Bunun
üzerine, Selçuklu
Sultanı I. İzzeddin
Keykavus (1211-1220)
Antalya'nın yeniden
fethine karar vermiş
ve 22 Aralık 1216'
da şehir tekrar
Selçuklular'ın eline
geçmiştir.
Hıristiyan ve
Müslümanların
birlikte yaşama
deneyimi
başarısızlıkla
sonuçlanınca,
güvenliğin
sağlanması amacıyla
şehir ikiye
bölünmüştür.
Müslümanlarla,
Hıristiyanların
yaşadıkları
mahalleleri
birbirinden ayırmak
için bir iç sur
yapılmış;
Hıristiyanlar şehrin
doğusuna,
Müslümanlar batısına
yerleşmişlerdir.
Kentin batısında
Türk nüfusunun
artmasıyla yeni bir
sura gerek duyulmuş,
Selçuklu Sultanı I.
Alaeddin Keykubad
döneminde
(1220-1237) 1225
yılında daha doğuda,
denize doğru ikinci
bir sur yapılmıştır.
Böylelikle şehir
Selçuklu
Sultanlarının kışlık
merkezi haline
gelmiş, kışları çoğu
zaman Antalya'da ve
1223 yılında
fethedilen Alanya'da
geçirmeye
başlamışlardır.Hıristiyan
nüfus ise kentten
ayrılıp Tarsus ve
Mersin cevresine
yerleşmişlerdir.
Selçuklu döneminde
özellikle Alanya'da
büyük bir gelişme
göstermiştir. I.
Alaeddin Keykubad
zamanında
Alanya'nın, Selçuklu
hükümdarlarının
kışlığı olduğunu
bilmekteyiz. Bu
çağda imar
faaliyetleri de
yukarıda anlatıldığı
gibi Antalya, Alanya
içinde, Antalya ve
Alanya'yı Konya ve
Beyşehir'e ve
kıyıdan Anamur ve
Mut'a bağlayan
yollar üzerinde
devam etmiştir.
Osmanlı Dönemi
[değiştir]1389
yılında Osmanlı
sultanı Yıldırım
Beyazıt tarafından
fethedilen Antalya
ve çevresi Osmanlı
topraklarına
katılmıştır. Osmanlı
döneminde Antalya
surlarında fazla
değişiklik
yapılmamış, bazı
kapılar açılmış,
bazıları da
onarılmıştır.
Osmanlı döneminde
şehir sur dışına
kuzeye doğru
gelişmiş, şehir
merkezinin sur
dışında kuzeydeki
kapı çevresinde
oluşmuştur. Bu
nedenle, Antalya'nın
Selçuklu ve
Beylikleri dönemi
şehir dokusu pek
bozulmamıştır.
1402-1415 yılları
arasında Antalya'ya
Karamanoğulları
hakim olmuştu. Tek
başına kentteki
Osmanlı kuvvetlerini
yenmesi olanaksız
olduğundan
Karamanoğlu Mehmet
Bey'den yardım
istedi (1423). Firuz
Bey, Osman
Çelebi'nin
Karamanoğulları
kuvvetleriyle
birleşmesine meydan
vermeden, Subaşısı
Hamza Bey'le
Korkuteli'ne ani bir
baskın yaptırttı.
Hamza Bey, hasta
haliyle kaçamayan
Osman Çelebi'yi
yakalayıp öldürdü.
Bu sırada Antalya'yı
kuşatan Mehmet Bey
de, kaleden atılan
bir gülle parçasının
isabetiyle ölünce
yalnız Antalya
değil. bütün bu
bölge Osmanlılar'ın
eline geçmiş oldu.
(1423).
Tekeoğulları'nın
yüzyıl kadar süren
egemenlikleri
süresince Teke
Beyliği'nde büyük
gelişme olmadı. En
kudretli
dönemlerinde sürekli
Kıbrıslılar'la
savaştıklarından
kültür alanlarında
bir eser
bırakmalarına olanak
olmadı. Ancak Teke
yöresine yerleşen ve
eski Türk gelenek ve
göreneklerine sıkı
sıkıya bağlı olan
Türkmen oymakları
arasında Ahilik ve
Bektaşilik yayıldı.
Özellikle Ahiler
oldukça fazla bir
taraftara sahip
oldular. Ahiler,
Tekelioğlu Hızır Bey
zamanında Antalya'da
geniş bir örgüt
kurdular. Hızır
Bey'den sonra Teke
eline egemen olan
Teke beyleri de bu
bölgede birçok
zaviye ve tekkeye
köyleri vakfettiler.
II.Beyazıt'ın devri
sonlarında Şehzade
Korkut, bu sancağın
başında bulunuyordu.
Bugünkü Kesik Minare
Camii'ni, kiliseden
camiye o
çevirtmişti. Babası
ölünce tahta çıkan
kardeşi Selim
(Yavuz) tarafından
takip
ettirilerekKorkuteli'nde
Osman Kalfalar Köyü
yakınında saklandığı
bir mağarada
yakalanarak Bursa'ya
götürüldü ve orada
öldürüldü.
Teke elindeki bir
kısım halk 1511'de
Şah İsmail'in
adamlarından Şahkulu
Baba Tekeli ile
birleşerek büyük bir
isyan çıkardı.
Şahkulu İsyanı'nın
aynı yıl içinde
bastırılmasından
sonra, Teke elindeki
Şiiler ve Şahkulu
İsyanı'na
katılanlar,
Rumeli'ye sürgün
edildiler. Bu
sürgünler yüzünden
Teke elinde nüfus
azaldı, kent ve
kasabalar küçüldü.
16. yy'dan sonra,
eski önemini
kaybeden Teke eli,
daha sonraki
yüzyıllarda sancak
haline geldi. Il.
Sultan Mahmut
zamanında (1813)
Tekelioğlu Mehmet ve
İbrahim Ağa'ların
ayaklanmaları ise
sonuçsuz kalmıştır.
Antalya, Osmanlı
İmparatorluğu
yönetim örgütünde
merkezi Kütahya'da
olan Anadolu
Eyaleti'nin 14
sancağından
(vilayetinden)
birinin merkezi
olmuş ve sancağa
Teke Sancağı adı
verilmiştir.
İmparatorluğun
sonlarına doğru 5
ilçeli Teke Sancağı,
1913 yılında Konya
Vilayetine
bağlanmış; bu
eyaletin beş
sancağından biri
olmuştur. O zamanlar
toplam köy sayısı
549 idi. Sancak
toplam nüfusu
1890'da 224.000 kişi
idi. Bunun 15.000
kadarını Yörükler
oluşturuyordu.
Devlet arşivinde
bulunan 1840 tarihli
bir belgeden Antalya
Kalesi içindeki
nüfusun çoğalması
nedeniyle, sur
dışında bir mahalle
kurulması ve bir
kapı açılmasına
(Bugünkü Yenikapı)
izin veriliyordu.
Daha sonra Antalya,
1913 ilkbaharında
Teke Sancağı adıyla
bağımsız bir
mutasarrıflık oldu.
Aynı yıl İtalya ve
Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu da,
Antalya'da birer
konsolosluk açtılar.
Cumhuriyet devrinde
sancaklara “Vilayet”
adı verilmiş ve
Antalya ortaya
çıkmıştır.
Zincirkıran Mehmed
Bey
Mübarizeddin Mehmet
Bey, “Zincirkıran”
unvanı ile anılan
değerli bir insandı.
Mehmed Bey ömrünü
Kıbrıslılar'a karşı
mücadele ile
geçirdi. Onun
zamanında,
Antalya'nın kaybının
acısını bir türlü
unutamayan Kıbrıs
Kralı I.Pierre, 114
parçadan meydana
gelen bir donanma
ile ani olarak
Antalya'yı denizden
ve karadan kuşattı
ve bir gün sonra da
Antalya'yı ele
geçirdi. Kıbrıs
Kralı Pierre, bu
sayede bir buçuk
yüzyıl sonra şehri
tekrar Türkler'den
almış oldu.
Antalya'nın
1361-1373 yılları
arasında Kıbrıs
Krallığı'nın elinde
bulunduğunu, Paşa
Camii'nin kuzeyinde
fakat bugün yıkılmış
olan bir kuledeki
yazıttan anlıyoruz.
Yazıtta “Tanrı'nın
yardımı ile güçlü
Kıbrıs ve Kudüs
İmparatoru Petro
1361 yılında
Ağustos'un 24'üncü
gecesi olan Salı
günü güçlü askeri
ile Antalya'yı aldı”
denilmektedir.
Fakat Zincirkıran
Mehmed Bey bu
kayıptan yılmadı.
Korkuteli'ne
çekilerek savaşa
devam etti. Arada
geçen yıllar içinde
kuvvetlerini
çoğalttı,
yetiştirdi. Her ne
olursa olsun
Kıbrıslılar'ı bu
güzel limandan
koymayı kafasına
koymuştu.
Mehmed Bey'in
hazırlanması uzun
bir zaman aldı. Tam
on iki yıl sabırla
hazırlandı ve emek
verdi. En sonunda,
1373 yılında
Kıbrıslıları kentten
kovmayı ve
Antalya'yı tekrar
Türk egemenliğine
sokmayı başardı. Bu,
Antalya'nın bir Türk
kumandanı tarafından
altıncı kez
alınışıdır.
Zincirkıran Mehmed
Bey'in zaferden
sonra Antalya'ya
girişi o kadar
görkemli oldu ki,
bugüne kadar
Antalya'da hiçbir
kumandan bu kadar
coşkuyla
karşılanmamış, bu
kadar sevgiye
ulaşmamıştı. Mehmed
Bey, buna o kadar
çok sevindi ki, bir
şükran ifadesi
olarak cami
yaptırmaya karar
verdi. Bu isteğini,
kale içinde Yivli
Minare Camii diye
anılan camiyi,
baştan başa tamir ve
iyileştirmek
suretiyle
gerçekleştirdi.
Zincirkıran Mehmed
Bey, Antalya'yı
kurtarışından sonra
ancak beş yıl yaşadı
ve 1378'de vefat
etti, Yivli Minare
Külliyesi içinde
gömüldü. Mezarının
üzerine planlı
kümbet şeklinde bir
türbe yaptırıldı.
Mehmed Bey'in
ölümünden sonra
yerine Osman Bey
geçti. Osman Çelebi
Bey, 1392'ye kadar
Antalya'da hüküm
sürdü. Osman Bey,
Çelebi Bey devrinde
Tekelioğlu
Beyliği'nin eski
gücü ve önemi
kalmamıştı. Sultan
1.Murat 1387'de
Karamanoğlu Alaeddin
Bey'i yenerek
Beyşehir'e geldiği
zaman,
Tekeoğulları'nın çok
zayıf durumda olması
nedeniyle, Teke
üzerine sefer
yapmaya gerek
görmedi. Yıldırım
Beyazıt 1390'da
Osman Çelebi'nin
oğlu Mustafa Bey'in
elinde bulunan
Antalya üzerine
yürüdü. Mustafa Bey
Mısır'a kaçtı ve
kent Osmanlılar'ın
eline geçti (1392).
Antalya
Muhafızlığına Firuz
Bey tayin edildi ve
daha sonra Teke bir
Şehzade Sancağı
oldu.
Antalya'yı I. Dünya
Savaşı'na kadar bir
Osmanlı Sancağı
olarak
görünmektedir. 1917
- 1921 arasında
İtalyanların
işgalinde kalan
şehir, 1921 yılında
Cumhuriyet
Hükümeti'ne
bağlanmıştır.
Antalya Adı
[değiştir]Helenistik
dönemde Bergama
Kralı II. Attalos (M.Ö.
159-138), bölgenin
stratejik dönemini
dikkate alarak
buraya bir Liman -
şehir kurdurmuştur.
Kent, kurucusunun
adından dolayı "Ataleia"
olarak anılmıştır.
Arap kaynaklarında
şehrin adı "Antaliye",
Türk kaynaklarında
ise "Adalya" olarak
geçmektedir.
Yerleşme, 20.
yüzyılın ilk
çeyreğinden
başlayarak "Antalya"
olarak
adlandırılmıştır.
www.antalya.gov.tr
|
|